İran'ın tarihi M. Ö. 4000'lere dayanır. Dünyanın en eski ve sürekli uygarlıklarından biridir. İran medeniyet olarak Medler ile başla...

İran'ın tarihi M. Ö. 4000'lere dayanır. Dünyanın en eski ve sürekli uygarlıklarından biridir. İran medeniyet olarak Medler ile başlamıştır. Sasani İmparatorluğuna kadar 3 imparatorluk kurulmuş ;ancak devamlı olamamışlardır.
Sasani İmparatorluğu'ndan önceki Part İmparatorluğu M. S. 224'te sona erince imparator 1. Ardeşir Sasani İmparatorluğu'nu kurdu. Bu dönemde Romalılar ile birçok savaş yapılmış ve hepsini de Sasaniler kazanmıştır. Bu dönemde batıda Hristiyanlık,doğuda Budizm ve Manicilik yayılıyordu ;bu yüzden İran kardeşleri olan Yahudiler gibi, Zerdüştlük olan dinini ulusal bir devlet dimi haline getirdi. (İran ve Yahudiler 'in dinlerini ulusal bir din haline getirme düşünceleri, kafa yapısı ve dünyaya bakış açıları olarak ne kadar benzer olduklarını bizlere çok açık olarak gösteriyor.) Hoş bugün hala İran' ın Zerdüştlük dinini terk ettiklerine dair bir gösterge yok ;çünkü Müslüman olduğunu iddia etmesine rağmen kafirler gibi Müslümanları katletmekten geri durmuyor. İran'ın (Sasanilerin)  dinlerini ulusal bir yapıya getirmelerinin sebebi İran birliğini sağlamlaştırmaya çalışmasıdır. M. S. 630 'da Arap akınları başlayınca Sasani İmparatorluğu da bundan nasibini aldı ve 651' de Sasani egemenliği son buldu ve İran sözde Müslümanlaşmaya başladı. Sasani egemenliği son bulunca İran Emeviler'in egemenliği altına girdi. Emeviler'den sonra Abbasiler, Tahiriler, Samiriler, Gazneliler, Selçuklular ve Harzemşahlar İran'ı egemenliğine katmıştır. Harzemşahlar döneminde (1218)İran Cengiz Han tarafından saldırıya uğramıştır. Saldırılar sonucu yarım milyon İranlı hayatını kaybetti. Bu kadarıyla yetinmeyen Cengiz Han öldürdüğü insan kafalarından piramitler yapmıştır. 1220 ve 1260 yıllarında açlık ve Moğol saldırıları sonucu 2.500.000 olan İran nüfusu 250.000 oldu. Tüm bu olanlardan sonra İran yıkılmamış, Safeviler Hanedanlığı kurulmuştur. Bu hanedanlık İran'ın ilk Şii Müslüman hanedanlığıdır. Peki daha yeni imana gelmiş olan bu millet neden bu kadar erken sapmış ve yeniden şeytana kul olmuştur? Bunun nasıl olduğunu açıklayayım ;Safeviler adı Safiyyüddin-i Erdebili hazretlerinden gelir, bu zat mübarek bir zattı. Ancak bilindiği üzere alimden zalim doğar, bu mübarek zatın Cüneyd adındaki oğlu halk tarafından sapık düşüncelerle aşılanmış ve bu düşünceler onun da hoşuna gitmiştir. Gittikçe ehli sünnete olan düşmanlığı artmıştır. Bi durumunu kimseye söylemeyerek, dedelerinin nüfuzundan faydalanarak gücüne güç kattı. Ashabı kiram düşmanlığından ibaret olan bir devlet kurma gibi bir hayali vardı ;ancak hak ettiğini bulup katıldığı bir muharebede hayaline (!) kavuşamadan ölmüştür. Cüneyd'in oğlu da aynı yolu takip etmiş (Babası çok iyi bir halt yemişti ya!) ;ancak onun sonu da babasınınkinden farklı olmamıştır, bir muharebede öldü. Cüneyd'in torunu olan Şah İsmail babası ve dedesinin hayali (!) olan Safevi Hanedanlığı'nı kurdu (1501). Hanedanlığı Türkler yönetiyordu. Ancak hanedanlık uzun süre hüküm süremedi ve 1. Hüseyin döneminde Afgan isyancılar hanedanlığa son verdi. Safeviler'den sonra Afşar, Zend ve Kaçar Hanedanlıkları kurulmuştur. Kaçar Hanedanlığı İran tarihinin son Türk Hanedanlığı olmuştur. Türkler bir daha devlet yönetiminde görev alamamıştır. Türkler görev almayınca da İranlılar 'ın sapıklıkları artmış ve günümüzde hala artarak devam etmektedir.
Günümüzde İran yönetimine baktığımızda sapıklıkların had safhada olduğunu ve Suriye'de Müslüman kardeşlerimizi nasıl katlettiklerini hepimiz biliyoruz İran "Müslüman sarığı takmış bir şeytandan" başka bişey değildir! İran Hz. Ali'nin yolunu takip ettiğini söylüyor ;ancak yaptıkları ne sahabeye ne de İslam'a sığıyor. Şunu belirtmekte fayda var ki İranlılar'ın ilk dininin Zerdüştlük olduğunu belirtmiştim aslında İran hiçbir zaman bu dimi terk etmedi, edemedi. Bugün hala ateşten yaratılmış bir şeytan olan ABD 'ye tapıyor ve onun buyruklarıyla hareket ediyor. İran,ABD ve İsrail ile Sünni Müslümanlar' a karşı tam bir ittifak içindedir. Ama ne olursa olsun Allah dinini yeryüzüne hakim kılacaktır ve bu mücadeleyi kazanacak olan sadece Hak tarafında olan kazanacaktır! Buna engel olmaya hiç kimsenin gücü yetmez!


Destek için lütfen paylaşalım dostlar...

Çanakkale Savaşı insanlık tarihinin kaydettiği en büyük ve en mucizevilerin gerçekleştiği savaşlardan biridir. 8,5 ay boyunca Boğazın ik...


Çanakkale Savaşı insanlık tarihinin kaydettiği en büyük ve en mucizevilerin gerçekleştiği savaşlardan biridir. 8,5 ay boyunca Boğazın iki tarafı adeta bir ateş çemberine dönüşmüştü. Her zamanki gibi Haçlılar birleşti Allah'ın ordusuna saldırıyordu . Onlarda kocaman kocaman tanklar uçaklar tam teçhizatlı askerler vardı ama bizde tek bir şey vardı o da iman.Onlara göre mucizevi bir şey, ama bize göre inanmaktır. Çünkü onlar Allah'ın dinine savaş açmışlardı.Çanakkale savaşında yarım milyondan fazla asker hayatını kaybetmiştir. Tarih boyunca akıllanmayan Haçlı Ordusu hezimete uğramaktan bir türlü ders almamışlardır. Kendini çok uyanık sanan İngilizler bir plan yapmışlardı. Ama bilmiyorlardıki inanmadıkları Allah'u Teala plan bozucudur hezimete uğratıcıdır. İngilizler en büyük yenilgilerinden birine yavaş yavaş yaklaşıyorlardı ... İngiliz komutanı Sir Hamilton, korkunç bir hezimete uğrayacağını sezmiş, savaşı kazanmanın tek şansını, taze kuvvetlerle birlikte yapılacak büyük bir saldırıda görmüştür. 21 Ağustos 1915 tarihi. Şafak harekatı başlamıştı. 163. Tümen ilerlemekteydi. Ama, daha 900 m gitmişlerdi ki , Türk askerlerinin yoğun ateşleri karşısında kaldılar. Artık bir adım bile gidemiyorlardı. Fakat, 4. Tabur, 163. Tümenin sağ yanında yer alan bu birlik, fazla bir karşılık görmeden gidiyordu. Türkler için, çok kritik bir durum oluşmuştu. İlerleyen İngiliz birliği, eğer önlerindeki tepeyi aşarsa, Türk birliklerini arkadan çevireceklerdi. Bu da demek olur ki Türk ordusunun sonu olurdu. Albay Sir Beauchamp komutasında, 10 subay ve 250 askerden oluşan bir birlik; önlerinin açık olmasından dolayı, hızla ilerliyorlardı. Hedef 60 numaralı tepeyi ele geçirmek. Kumandan Hamilton, Ingiliz Savaş Bakanı Lord Kitchener’e gönderdiği telgrafta, hadiseyi şöyle anlatıyordu: “Savaş sırasında 163. tümen diğer taburlara göre daha üstün olduğu için , çok garip bir şey meydana gelmişti. Türk Ordusunun zayıflamakta olan kuvvetlerine karşı, Albay Sir II. Beauchamp, cesur, kendinden emin bir subay olarak büyük bir gayretle, hızla ilerlerliyordu. Savaşın en güzel kısmı böyle başlamıştı Norfolk alayı sabaha kaşı 04:00'de başlayan tepeye tırmanışı ancak sabah 09:00'da tamamlamıştı.Tepeye vardıklarında onların üzerlerine doğru çok parlak,ışığı yansıtan dev bir sis bulutu geldi.Geride duran Yeni Zelandalı askerler ve tepenin karşı yönünde kalan Türk mevzilerindeki Türk ordusundaki askerler bu olayı şaşkınlıkla izliyorlardı.Onlar bu parlak bulutu bir yağmur ya da hortum bulutu sanıyorlardı;ancak güneşli ve açık bir havada alçaktan uçan bu parlak bulutu epey garipsemişlerdi.. 

Bir şeyler oluyordu sayın okur İngilizlerin planı alt üst oluyordu. İngilizler ve destekçisi Haçlı ordusu Allah'ın dinine savaş açmıştı ve bozguna uğrayan yenilgiyi tadan onlar olmuştu. Yine galip gelen zafer ile şereflenen İslam ordusu idi. O bulut o taburu yutmuştu sayın okurum bir anda, Türk Ordusunun gözleri önünde İngilizler kaybolmuştu. Onlardan bir daha haber alınamamıştır. Cesetleri dahi yoktur. Günümüzde dahi o kaybolan İngilizlerin torunları mahkemelerde dedelerının nereye kaybolduklarını bulmak için mahkeme mahkeme gezmektedirler; ama kımse bılmıyor nereye kaybolduklarını.
Enfal Suresi 30. Ayeti bilirmisin sayın okur ? Ve o inkâr edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek (çıkarmak) için tuzak kuruyorlardı. Ve onlar, bu tuzağı kuruyorlarken; Allah da tuzak kuruyordu. Ve Allah, tuzak kuranların (karşılık verenlerin) en hayırlısıdır...


Selametle bir daha ki makale'de görüşmek üzere sayın okur...

Filistin Zulmü 1.Dünya savaşından sonra Osmanlı  hakimiyetinden çıkan Filistin bundan sonra bir daha barış  ve huzura kavuşamamıştır. Bir...

Filistin Zulmü

1.Dünya savaşından sonra Osmanlı  hakimiyetinden çıkan Filistin bundan sonra bir daha barış  ve huzura kavuşamamıştır. Bir asırdır binlerce masum insan İsrail terörünün,işkencesi sonunda hayatını kaybetmiştir. Pek çok insan İsrail'in terörü sonucu sakat kalmıştır. Hiçbir suçu olmayan bu mazlumlar evlerinden ve yurtlarından sürülüyor, mülteci durumuna düşmekteydi. Tüm Dünya'nın gözü önünde birer birer öldürülüyor.Hasretle beklenen barışın inşası için yapılan tüm müdahaleler başarısız olmuştur. Öncelikle bilinmesi gereken,yaşanan bu olayların bir Arap-İsrail savaşından çok daha farklı idi. Filistin de zorla topraklarını işgal eden İsrail'e karşı direniş vardır. Önemli olan bir diğer konu ise bu mücadelenin geçtiği topraklarda Ümmetin ilk kıblesi,peygamberimizin mirac yolculuğunun gerçekleştiği toprakların adıdır Kudüs. Ayrıca bir diğer nokta ise İsrail'in Ümmetin ilk kıblesini yıkarak kendilerinin Ağlama Duvarını inşaa etmek istemesidir. Filistin de İsrail'e karşı direnen sadece Müslümanlar değildir. Filistin de Müslümanlar ve Hristiyanlar  terörist İsrail'e karşı direnmektedirler. Filistin 3  din içine çok önemlidir. Müslümanlar için ilk kıblemiz,Yahudiler içinde vaad edilmiş topraklar olarak çok önemlidir.Ancak bu durumda göz ardı edilmemesi gereken önemli mi önemli bir gerçek vardır.Oda dünyanın gözü önünde Müslümanlar katledilmesidir.Her makalemde diyorum ve yine diyorum ; iyi olan ve kendisini yardım sever olarak gören Avrupa adeta yılan gibi zehrini Müslümanlara saçıyor. Avrupa'nın  İnsan Hakları  Varmış.Ama nedense dünyada günlük binlerce Müslümanlar ölüyor hani İnsan Hakları nerede kaldı ey Avrupa!
Ölenler hep Müslümanlar,Zalim olanlar da hep Avrupa dünyanın bir tane yerinde zulüm altında olan Avrupalı yoktur. Masanın üzerinde birbirlerini kötüleyen Avrupa, masanın altında birbirlerine tam destek veriyorlar. Bizim görebildiğimiz sadece masanın üzerisindedir ama o masanın birde altı vardır. Her  neyse fazla uzatmadan yazdığım konuya döneyim. Filistin de şeytan bir gün değil , her gün taşlanır! Bir tarafta sapanlı çocuklar diğer tarafta tam teçhizatlı İsrail askerleri. Ama o taşlı çocuklar İsrail'in tanklarına galip gelecektir. Hiç o sapanlı taşlı çocuklar tankları nasıl yenecek saçmala sayın yazar deme sizlere fil olayını hatırlatmak isterim sayın okur. Elbet o sapanın ucunda ki taş o koca koca zırhlı tanklara galip gelecektir. Gazze'nin,Filistinin,Batı şeria da herhangi bir sokağında,bir köşesinde Filistinli  müsluman kardeşimiz zulüm görmektedir. Bu nedenle birazcık vicdan sahibi olalım elimizi alıp kalbimize koyarak orada öldürülen çocukları kendi kardeşimizin,kendi annemizin,kendi ailemizin yerine koyalım. Yardım kuruluşlarına destek verelim ihh gibi fkd (Filistin Kitlesel Destek Harekatı ) gibi kuruluşlara destek olalım. Biz Ümmet olarak evimizde ki televizyonlarla yenildik uyanalım uyanalım ki kardeşlerimize sahip çıkalım...
Yunus Emre'nin dediği gibi ;  Gelin tanış olalım,
İşi kolay kılalım.
Sevelim, sevilelim,
Dünya kimseye kalmaz.




Selamet ile kalIn...

Cennet Mekan Sultanımız Abdulhamid'e Savaştan Sizi Kaçıralım Denildiğinde Sultanımızın Verdiği Muhteşem Cevap Dünya'da ilk def...

Cennet Mekan Sultanımız Abdulhamid'e Savaştan Sizi Kaçıralım Denildiğinde Sultanımızın Verdiği Muhteşem Cevap


Dünya'da ilk defa bir savaşta Mola verilmiştir. Çanakkale Savaşı ilkleri taşımaktadır. Dedelerimizin tepesine dünyanın dev zırhlıları gelip ateş yağdırmaktaydı. Bizde o zırhlıların bir tane bile yoktu. İlk defa Uçak gemisi Çanakkale'de kullanılmıştır. İlk defa bir savaşta mola verilmişti. Ayak basacak yer kalmadığı için komutanlarımız mecbur kaldığı için 8 saat mola vermişlerdir. Cenazeler ortadan kaldırıldıktan sonra Savaş  tekrar kaldığı yerden başlamıştır. bu savaş karada, denizde ve havada yapılıyordu. Metrekareye 6 bin mermi düştüğü tespit edilmiştir. Karşımızda tüm dünya toplanmıştı Hak ile Batıl savaşıyordu. 
Biz ise Hasta Adam damgası yemiş bir devlettik ve Hasta Adam savaşa  katılmıştı. Bi tarafta Hasta Adam dedikleri Devlet-i Ali Osman diğer tarafta iyi olan dinç olan Avrupa idi. Dünyanın bütün kuvvetleri üzerime  200 parça gemi göndermişti. Bu gemiler haftalarca Çanakkale  önünde hazırlık yapıyordu. İyi olan, dinç olan Avrupa kendilerinin kazanacaklarından emindi. Gemilerine zırhlarına çok güveniyorlardı. Üzerimize gönderilen 200 Avrupa donmasının 2'si ayyaş Avrupa'nın şaraplarını taşıyordu. Avrupa'nın önde gelen yazarları Osmanlı'nın çöküşünün destanını yazmak için gelmişlerdi. Ama hesaba katmadıkları küçük gördükleri,hasta olarak gördükleri dedelerimiz buna izin vermemişti. Oraya gelen Avrupa'nın önde gelen yazarları Osmanlı'nın çöküşünü yazmak için gelmişlerdi ama kendi çöküşlerini yazarak gitmişlerdi. Bizim o dönemlerde ikinci padişahımız Sultanımız Abdülhamid han idi. Talat paşa Abdülhamid'in yanına giderek '' Sultanım biraderiniz tedbir olarak Konya'ya gitti sizi nereye götürelim'' demişti. Allah Allah Abdülhamid sanki Aslan gibi kükredi bir anda ve dediki '' Konstantin kadar şerefli değil miyim ? O Fatih dedeme karşı son nefesine kadar çarpıştı. Verin elime Tüfeği bende burada Öleyim. O padişaha da söyleyin gitmesin '' demişti... 


          Sultan Abdülaziz Kimdir ?           Sultan Abdülaziz 8 Şubat 1830'da İstanbul da doğmuştur. Babası II.Mahmud, annesi Pert...

         Sultan Abdülaziz Kimdir ?

          Sultan Abdülaziz 8 Şubat 1830'da İstanbul da doğmuştur. Babası II.Mahmud, annesi Pertevniyal Valide Sultandır. İslam Halifelerinin doksan yedincisidir.  Çok iyi Fransızca konuşur,şiir ve müziğe de ilgisi vardı. Kendine ait besteleri bile vardır. Ok atmayı,ata binmeyi,avlanmayı ve güreşmeyi çok severdi. En iyi pehlivanlar ile güreşerek sırtlarını yere getirirdi. Babası öldüğü zaman 9 yaşındaydı. Ancak Ağabeyi Sultan Abdülaziz'in eğitimine dikkat ederdi. Ağabeyi Sultan Abdulmecid'in vefatı 25 Haziran 1861'de vefat etmiştir. Tahta çıktığında 31 yaşında idi. Sultan Abdülaziz hükümdarlığı süresince sık sık ülke içi ve  dışı gezilerde bulunmuştur. Mısırı Yavuz Sultan Selim'den sonra ziyaret eden ilk ve tek Osmanlı padişahı Sultan Abdülaziz'dir. Batı Avrupa'da ziyaret yapan ilk Osmanlı padişahıdır. Osmanlı Devletinde Abdülaziz zamanında batı ile iyi ilişkiler kurulmasına özen gösterilmiştir.
            

          Sultan Abdülaziz'in 15 senelik hükümdarlığında yaptığı yenilikler :
  • İlk kez posta pulu Abdülaziz döneminde kullanıldı.
  • Osmanlı Bankası Abdülaziz zamanında açılmıştır.
  • Abdülaziz askeri güce önemli harcamalar yapmıştır.Yeni asker üniformaları kullanılmaya başlandı.
  • Lise ve Sanayi okulları bu dönemde  açıldı.
  • İtfaiye teşkilatı bu dönemde kurulmuştur. 
  • Kız öğretmen okulu olan Dar'ül Muallimet açılmıştır.
  • Darüşşafaka ve Kaptan mektebi açılmıştır.
        
      Sultan Abdülaziz Döneminde yaşanan Olaylar:

        Rusya ve Avrupa'nın kışkırttığı Balkan İsyanı 1861-1864 yılları arası Karadağ sorunu büyümeye başladı.Karadağ, Sırp, Bulgar ve Girit isyanları ile hükümet mali bakımından kayıplara uğramıştır.1876'da Sırbista'nın Osmanlıya savaş ilan etmiştir. Osmanlı Devleti sıkıntılar içerisinde olduğu halde Sırbistan'ı kısa surede mağlup etmiştir.Sultan Abdülaziz han Balkanlardaki tehlikeli gelişmeleri önlemek için çalışırken daha önceden görevlerinden arz edilmiş bulunmakta olan Hüseyin Avni, Midhat, Rüşdi paşa, Hasan Hayrullah efendi ihtilal hazırlığı planları yapmaktaydılar.Hüseyin Avni Paşa, Mahmut Nedim Paşa tarafından görevinden arz edildiği için  kin tutmuştur.''Kinim Dinimdir!'' diyen Avni paşa padişahı tahttan indirmek için Londra'ya gidip İngilizler ile planlar yapmışlardır. Hüseyin ;Avni ve diğer yandaşları Sultanı tahttan indirmek için propagandalar hazırlamışlardır. Sultanımıza iftiralar atarak halkı isyan ettirmek istemişlerdir. mayıs 1876'da cuma günü 04.30'da  planlarını gerçekleştirmek için harekete geçtiler ve Dolma bahçe sarayını çevirdiler, donanmadan da yardım alarak deniz tarafını da kontrol altına almışlardı. Abdülaziz kayık ile Top kapı sarayına götürülmüştü ve sultan üçüncü Selim hanın şehit edildiği odaya  götürülüp hapsedildi. Sonra Fer'iyye sarayına götürülerek Avni paşanın İngilizler ile planlamış oldukları cinayeti Saraydaki adamlarına yaptırdılar. İki bileğini Mustafa  pehlivan, Yozgatlı pehlivan odaya zorla girerek Sultan Abdülaziz'in iki bileklerini Kuran-ı Kerim okurken kesmişlerdir. Abdülaziz'in ölüm raporunu imzalamak istemeyen doktorlardan birisi Avni paşa Trablusgarp'a sürdü. Sultanımıza karşı yapılan Katliama İntihar süsü vermek  için  her türlü şeyi yapmışlardır...

NOT: Darbenin arkasında ; Mısır Seyahati ve Mısırın yeniden kontrolü ve Ordunun ciddi anlamda güçlendirilmesi vardır.  

Atalarımızın Destanlarını Masal mı Sandın Onlar Bebe Uyutmak İçin Değil Adam Uyandırmak İçindir!

31 Mart olayı nedir   Tarihe geçen bu olay 14 Nisan 1909'da rastlanmaktadır. İttihadçılar bu olayı dindarları Mürteci diye Yobaz ...

31 Mart olayı nedir 


Tarihe geçen bu olay 14 Nisan 1909'da rastlanmaktadır. İttihadçılar bu olayı dindarları Mürteci diye Yobaz diye suçlayarak,bu olayı kendi tarihçiler ile birlikte üstlerine yıkmışlardır. Peki hepimizin aklında kalan soru işareti 31 ayaklanmasının sebebi nedir? gelin şimdi sebeplerine bakalım...

         
Bu olayın asıl nedeni ittihatçıların yaptıkları zulmdür. İttihatçılar tam bir eşkiya ve karşısındaki muhalifleri sokakta öldürecek kadar  gözlerini kan bürümüştür. Örnek verecek olursak muhalif gazetecilerden Ahmet Samimi ve Hasan Fehmi Bey'in gözleri kan bürümüş ittihadçılar tarafından İstanbul sokaklarında açıkca öldürmüşlerdir. Faili meçhuller aratmaya başlandı. Devleti Aliyyeyi Osmaniye'yi daha çok hakim olmak isteyen ittihadçıları yabancı ülkelerin desteği ve istekleri ile Abdülhamid'e karşı bir şeyler  yaptırılmaya zorlanıyorlardı. Onlar için en önemli ve en zor hedef gölgelerinden dahi , sesinden dahi korktukları Mekanı Cennet Abdülhamithan'dır.

    Asker siyasete karışarak aldığı askeri ve dini terbiyeye aykırı işler yapmaya başlamışlardı. Hasan Fehmi Bey ve diğerlerinin sokakta İttihadçılar tarafından faili meçhul olayların artması milleti tedirgin etmişti ve dahası ittihadçılar kendilerine muhalif gördüğü subayları kadro dışı ediyordu. Tabi ki günümüzde olduğu gibi gazeteciler yine o zamanda da boş durmayıp  gerginliği arttıracak  ülkede iç savaş çıkacakmış gibi yayınlar yapıyorlardı. İngiliz gizli servisinin emir ile hareket eden ittihatçılar 14 Nisan 1909'da gergin  durumu fırsat bilerek planlarını uygulamaya başlamışlardır. III.ordudan getirdikleri avcı taburlarına mensup olan neferlerin fişeğini patlattılar...

     İşte İngiliz Gizli Servisi’nin tahrikleriyle hareket eden İttihad ve Terakkiciler, 31 Mart 1325 günü yani 14 Nisan 1909 tarihinde, gergin durumu fırsat bilerek tertiplerini ficraata dökmeye karar verdiler ve III.  Ordudan getirdikleri avci taburlarına mensup neferlerin fiseğini patlattılar. Başlarında tek bir  tane bile subayın dahi bulunmadığı ve sadece basçavuş ve çavuşlarin komuta ettiği bu erler, “Şeri’at istiyoruz” diye ayaklanmışlardır. Ayasofya ve Sultanahmed Camii önünde toplanan kalabalık, Sadrazam Hüseyin Hilmi Pasa ile Meclis-i Meb’usan Reisi Ahmet Riza Bey’in azlığını ve bütün Ittihadcilarin sürgün edilmelerini istiyorlardı. Yukarı da zikredilen sebeplerden dolayi, isyan eden askerlere, basta hamallar olmak üzere her çesit insan karışmıştı.

Bu hareket ordusunun  kumandanı olan Mahmut Şevket Paşa Müslüman ve Türk’tü. Askerlerin çoğu, yağmacı ve elinde Müslüman kanı olan  olan Makedonyalılardı. Tam bir çapulcu ordusuydu. Olayın vahametini anlayan İstanbul’daki generaller ve özellikle I. Ordu Komutanı Nazim Pasa, Sultan Abdülhamid’e müdahele etmeleri gerektiğini anlattılarsa da, Müslümanı Müslümana kırdırmayacağını söyleyen Padişah, onlara gerekli olan  talimatı vermemiştir. Hatta  I. Ordu Kumandanı  olan Nazim Pasa’ya, Hareket Ordusu’na karşı silah çekmemeleri için yemin bile ettirdi. 25 Nisan’da Hareket Ordusu, Yunan ordusu gibi davrandı ve Yıldız Sarayı’nı yağmaladı. Kütüphane dışında Sultanımızın altın arabasını dahi parçalayıp götürdüler ve daha sonra da 27 Nisan'da  1909’da Meclis-i Umumi’yi topladılar ve  Abdülhamid’i hal’ kararını silah zoru ile  çıkardılar. En önemli ithamları, 31 Mart Vak’ası’nı düzenlemekle   suçlanmak ta idi. Halbuki bu tamamen yalan olan  iftira olan bir suçlama idi. I. Orduya talimat vermeyen  Padişah, Müslümanı Müslümana kırdırmakla itham ediliyordu. İşte karanlık güçler  her şeyi detayı ile düşünerek planlarını yapmışlardır.




Bazı hükümdarlar var ki , tahtan indirilmesi gönüllerde, beyinlerde hep bir yara ve sızı olarak kalır. Arkasında hasret ve özlem bırakır. Sonra ötelere bir bakış attığınızda yine yüreğiniz “cız” eder ve hasretle anarız. Keşke böyle bir şey olmasaydı, dersiniz. Keşke şuanda yaşasaydı derdiniz. Ancak tarihte keşkeler yoktur. İşte en çokta canımızı yakan budur.

Kudretli sultan modern anlamı ile  bir “ kumpasa” kurban edilmiştir. Yeri doldurulamıyacağıı gibi, bıraktığı devlet de sadece  on yıl içinde parçalanmıştır
Alman Devleti’nin kurucusu Bismark’ın Abdülhamithan için söylediği söz: “ eğer Dünyada 100 gr akıl varsa, bunun 90 gr Abdülhamîd Han'da, 5 gramı bende, kalan 5 gramı da diğer dünyâsiyâsîlerindedir.” Sözü hala kulaklarımızda çınlamakta

 Gelin birde II. ABDULHAMİT’İN hal edilişi nasılmış bakalım....

II.Abdülhamit Han 33 yıl idare ettiği devletin başından çok garip bir şekilde , saçma sebepler ile ve  azınlık soyundan gelen bir kişinin cümlesiyle indirildi.

Olay Yıldız Sarayı’nda gerçekleşmiştir.AbülhamitHan’a tahtan indirildiğini tebliğ etmeye gelenler ve  gerçekten bir zafer kazanmış gibi saraya girdi ve Arnavut Esat Toptanı’nin küstahça  “Milletimiz seni azletmiştir.” cümlesiyle saray çınladı. Sultanımız II.Abdülhamit rahat bir tavırla “hal etti” demek istiyorsun herhalde demişti.Abdülhamit Han’a bunu tebliğ edenler gerçekten ilginçti ve istedikleri bu şekilde değildi kan akar olması gerekiyodu,Sultanımızın bu kadar kolay kabul etmesi elbette onları birazcık şaşırtmıştır.

Arnavut Esat Toptanı ve Ermeni Aram Efendive YahudiEmanuelKarasso-Arif Hikmet Paşa yani çapulcular takımı

 Mekanı Cennet Sultan Abdülhamit Han yine soru sormaya devam etti:

”size  gösterilen sebep nedir?”

Arif Hikmet Paşa yazdıkları fetvayı okudu.Fetvada Abdülhamit Han’ın dini bilgiler  kitapları yaktırıp,yokettiğinden tutun da gençleri askerlerine öldürttüğüne kadar her türlü isnat ve iftira vardı ne hikmetse artık söyledikleri sebepler tam bir çocukca bir sebepti.

Abdülhamid, bu saçma ve yalan olan fetvada hal için kesin bir karar olmadığını, bu kararı hangi ingiliz maşası makamın verdiğini öğrenmek istedi. “Meclis-i Millî” denilmişti. Güya milletin meclisinde alınmıştı , özde milletin meclisi sorsanız hangi millete sordunuz diye yani milletin adını alarak kendi kararlarını kendilerini vermişlerdir. Karar ama kimseciklerin aleyhte konuşulmasına fırsat bırakılmadığı gibi, kabul olması için elini kaldırmayan birkaç kişi olduğu görüldüğünde  Talat Paşa o her zamanki sert bakışıyla onları  korkutarak “ikna” edivermişti(?) Yalnız Cesur bir tek itiraz sesi duyulmuştu. Uzun , beyaz sakallı olan bir kişi titreye titreye ve nemli gözlerini etrafta ki kendi kendine karar veren kişilere  gezdirerek “ günahtır” diye söylenen bu  Cesur kişi, ayan azasından Yorgiadis Efendi’dir. Tabii etraftan her zamanki gibi onların kararlarına karşı çıktığı için  Alçak,  mürteci!  gibi kötü sözler  yükselmekte gecikmeyecektir.

Abdülhamit Han “33 sene devletim ve milletim  için, memleketimin selameti için hep çalıştım. Hâkimim  her daim Allah ve beni muhakeme edecek de Resulullah’tır. Bu vatanı nasıl buldumsa öylece teslim ediyorum. Hiç kimseye bir karış toprak vermedim. Ne çare ki, düşmanlarım bütün hizmetime kara bir çarşaf çekmek istediler ve amaçlarına da ulaşmış  oldular.”dedi.

Ama Abdühamit Han’a tahtan bu şekilde indirilmek zor gelmedi.O’na zor gelenin bu haberi  birisinin  Ermeni , diğerisininde  Arnavut ve bir Yahudi’nin yapması olduğunu daha sonra yazdığı hatıratında açıkladığını görmekteyiz.

İttihad ve Terakki   Mekanı Cennet Sultanımızı azınlıkların oyunuyla devirmiş ve  Ümmetin ümidi olan mazlumların savunucusu olan koskoca bir cihan devletini de 10 yıl içinde yıkıma sürüklemiştir.

Dün İttihad ve Terakki’nin yaptığı bu yanlışı bugün kendine aydın diyen bir kısım karanlıklar yapmakta ve maalesef bunu aydın adı altında yapmaktadır.

II. Abdülhamid'in İttihatçılar tarafından Osmanlı ordusuna getirilen avcı taburları ( çapulcu taburu) tarafından tahttan indirilişini anlatan Arabacı, "II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesi 2.Meşrutiyet'ten sonra idi.  Mekanı Cennet Sultan Abdulhamid 27 Nisan'da tahttan indirilirmiştir. 31 Mart Vakası Osmanlı tarihinin son dönemlerinin en karanlık olaylarından biridir. Abdulhamid'in 31 Mart olayı'ndan dolayı sorumlu tutulur ama ilginç bir şeydir. Halbuki sorumlu tutanlarda çok iyi biliyorki  karanlık güçlerin maaşası olan , karanlık güçlerin ekmeğine yağ süren ittihadçılardır.

31 Mart olaylarını çıkaran avcı taburlarıdır bu bir gerçekti, ama işte  üstünü örtüp suçu Sultanımıza atıyorlar. Avcı taburları 3.ordu içinden meşrutiyeti korumak üzere İstanbul'a ittihatçılar  tarafından getirilip yerleştirilen askeri birliklerdi. Avcı taburlarının kullanılarak isyanın başlatılması oyun içinde oyundur. Tahttan indirildiğini haberine gelen ekibin içinde Emanuel Karasu olan Selanikli Yahudi bir ittihat terakki milletvekili vardır Sözde Sultanımıza karşı milleti savunuyorlar. Esat Toptani bir Arnavut ırkçısı Balkan harbinde Osmanlı devletine büyük ihanet eden kişilerden birisidir. Abdulhamid'e 1909'da tahttan indirildiğini tebliğe gelenlerden ikisi bu kişilerdir . Yani  Sultanımız Abdülhamid 33 yıllık bir devlet başkanlığından sonra böyle karanlık  ve derin bir oyun ile  Osmanlı devletinin başından indirilir.

Ardından gelen yönetimler de  Sultanımızın hiç bir zaman Yahudiler toprak satmadığı  Küdus- Filistine ardından gelen yönetimler Kudüs-Filistin yöresine Yahudi yerleşimini kolaylaştırmışlar.  Sultanımızın koyduğu Tüm engelleri kaldırmışlar. O Abdülhamid titizliğini göstermemişlerdir .  Mekanı cennet Sultanımız Abdulhamid'in tahttan indirilip götürülüp hapsedildiği yer de Selanik'te bir Yahudi'ye ait Alatiniköşkü'dür. İşte  Mekanı Cennet Sultanımız Abdulhamid şeyhine yazdığı Filistin mektubunu burada sürgün hayatı yaşarken kaleme alır ve Filistin'i vermediği için Yahudiler isteği üzerine indirildiğini anlatır" diye konuştu.

SİYONİSTLER İLE  KOL KOLA İŞBİRLİĞİ YAPAN EKİP

Jön Türkler'in Siyonist ekiple  kol kola işbirliği yaparak  Mekanı Cennet Sultanımız II. Abdülhamid'in tahttan indirildiğini anlatan Arabacı, "Abdulhamid'in özellikle TheodorHerzl başkalığındaki Siyonizm grubun planlarına karşı duruşu ve her defasında onları huzurundan kovması , tahttan indirilme sürecinde tam bir cezaya dönüşür. Ancak  bu cezayı görünürde verenler Siyonist ekip değildir onlar gizliden verilecek cezaları söylerler ittihadçılar cezayı verir. Ama Siyonistlerle  iş birliği yapan Jön Türklerdir. Filistin ve Kudüs yöresini Yahudi yerleşime açma Abdulhamid'in tavrına  ters bir uygulamadır. İsrail'in ya da Siyonist Yahudilerin Kudüs bölgesine yerleşmesiyle ilgili çok net iddialar vardır. Mesela Abdulhamid'ten yerleşmek için izni istediklerinde Abdulhamid'in teklifleri vardır. 'Neden Kudüs civarına yerleşmek istorlar ? Anadolu'ya veya Mezopotamya'ya yerleştirelim' der. Neden Anadolu veya Mezapotamya değil ?  İşte bu dönem Rusya'nın 3 milyon Yahudi'yi ülkesinden sürdüğü dönemde. TheodorHerzl de '3 milyon insanımızı nereye yerleştireceğiz der . Osmanlı Devletiyle çatışmadan bunu halletmeliyiz' der. İlk önce Madagaskar tarafını düşünürler ama tutmaz. Geleneksel Siyonizm ile siyasi Siyonizm Kudüs bölgesinde ortak nokta olarak belirlenir. Vaatlerde bulunarak, basını kullanarak Osmanlı'dan izin alamayınca bu tavrı sürdüren Osmanlı yönetimini cezalandırma tarzına dönüştürürler. İçeriden yardım eden Jön Türklerdir" şeklinde konuştu.

İŞTE ABDÜLHAMİD'İN O MEKTUBU
İşte 31 Mart olayıyla İttihatçılar tarafından tahttan indirilip Selanik'e gönderilen  Mekanı Cennet  Sultan II. Abdülhamid'in, bu dönemde Suriye'deki şeyhi Mahmut Ebu Şamat'a yazdığı Filistin mektubundan dikkat çeken satırlar şunlardır :

"Ancak  'Jön Türk' ismi ile   meşhur olan İttihat Cemiyeti'nin rüesasının tazyik ve tehdidiyle Hilâfet-i İslâmiyeyi terke mecbur kaldım. Bu ittihatçılar, Arazi-i Mukaddese ve Filistin'de Yahudiler için bir vatan-ı kabul  etmediğim için ısrarlarında devam etmişlerdir. Bu ısrarlarına ve tehditlerine rağmen ben de hiç bir zaman  bu teklifi kabul etmedim. Bilâhare yüz elli milyon altın İngiliz lirası vereceklerini vaat ettiler. Bu teklifi dahi her zaman  reddettim ve kendilerine şu sözle mukabelede bulundum: 'Değil yüz elli milyon İngiliz lirası, dünya dolusu altın verseniz bu tekliflerinizi katiyen kabul etmem! Ben otuz seneden fazla bir müddetle Millet-i İslâmiye'ye ve Ümmet-i Muhammediye'ye hizmet ettim. Bütün Ümmetin ve salatin ve Hulefa-i İslâmiyeden aba ve ecdadımın sahifelerini karartmam ve binaenaleyh bu tekliflerinizi mutlaka kabul etmem' diye kat''î cevap verdikten sonra hal'imde ittifak ettiler. Ve beni Selanik'e göndereceklerini bildirdiler. Bu son tekliflerini kabul ettim ve Allahû Teâla'ya hamd ettim ki ve ederim ki; Devlet-i Osmaniyye ve Alem-i İslâm'a ebedî bir leke olacak olan tekliflerini, yani Kudüs ve Filistin'de Yahudi devleti kurulmasını kabul etmedim. İşte bundan sonra olan oldu. Ve bundan dolayı da Mevlâ-yı Müteal Hazretlerine hamd ederim. "Selâm olsun sana Mekanı Cennet Sultanım en yürekten ve derinden  Selâm olsun sana ...''
Kısacası 31 Mart Olayı, Ittihadçıların tertipledikleri bir fitneydi;  muhalifleri olan Kâmil Paşazâde Said Paşa, İsmail Kemal Bey, muhalif gazetecilerden Mizancı Murad ve Volkan Gazetesi baş yazarı Derviş Vahdeti gibi bazı safdiller de durumdan pasta çıkarmak uğruna ateşe körükle gittiler ve fitne ateşini söndüreyim derken daha da  körüklediler. Neticede düşmanlar kâr etti; en çok millet ve din zarar etti. Çünkü kurulan Divan-i Harbi-i Örfî  en çok masumları idam sehpalarında sallandırdı. Din düşmanı kişilerin  eline de tam bir irtica sermayesi verilmiş oldu. Bediüzzaman gibi allâmeler bile, 3
1 Mart Olayı ile suçlandılar; ama beraat ettiler.

Son Osmanlı padişahı Vahdettin Otuz altıncı ve son Osmanlı padişahıdır. Yüz birinci İslam halifesidir. II. Abdülhamid'in himayesind...

Son Osmanlı padişahı Vahdettin


Otuz altıncı ve son Osmanlı padişahıdır. Yüz birinci İslam halifesidir. II. Abdülhamid'in himayesinde yetişmiştir. Fıkı bilgisinde çok ileriydi. 4 Temmuz 1918'de Ağabeyi Sultan Reşad'ın vefat ettiği gün padişah ve halife olmuştur. Bu zamanda boş durmayan İttihatçıçılar Sultan Vahdetti'ne baskı uyguluyorlardı. Ancak Vahdettin'in elinde düşmanlara teslim edilmiş bir vatan bulunmaktaydı. 16 Mart'ta İtilaf Devletleri yani haçlı ordusu tarihte hiç boş durmadığı gibi yine Osmanlıya saldırmışlardır. Yunanlılar İzmir'e , İtalyanlar Güney Batıya, Fransızlarda Güney Anadolu'ya girmişlerdi. Padişahın şahsını korumak  için yed yüz kişilik tabur verildi. Ancak Sultan Vahdettin bu taburu Ayasofyaya etrafındaki siperlere göndererek Camiye saldıranlara,çan çalmaya çalışanlara ateş etme emrini vermiştir. Haçlı ordusunun İstanbul'un fethinden sonra acı ile İstanbul'u ele geçirmişlerdir. Vahdettin vatanı İstanbul'dan kurtulamayacağını anlayınca güvendiği komutanları Anadolu'ya göndermek istemişti. Ama komutanlar dış dünya ile savaş olmaz diyerek gitmek istemediler. Sultan kurtuluşun Anadolu'dan olacağını ümit ediyordu. Bir ara Anadoluya kendisi gitmeyi düşünmüştü. Bu sebeple görevi yıldız sarayında görüştüğü Mustafa Kemal'e vermiştir. Mustafa Kemal'in Samsuna çıkması için bir vapur hazırlatan Vahdettin hanın emri ile olmuştur. Her türlü masrafı Sultan Vahdettin karşılamıştır. Milli Mücadele başlangıcı baharı başlamıştır. İngilizlere karşı'da Kurtuluş hareketi bilgimiz dışıdır diyerek kendisini çok akıllı sanan İngilizlere oyun oynamıştır. Asıl amaç Vatan,Ülke ve ümmet aşkıdır. 

23 Nisanda TBMM ankara'da toplandı.Bu toplantıda Sultan Vahdettin han ile Mustafa Kemal'in arası açılmıştır.Sultan Vahdettin vatan haini değildir. Vatanın istiklali için tahtını terk eden bir padişahtır. 1 Kasımda saltanatın kaldırılmasıyla Vahdettin hanı yurt dışına sürgün etmişlerdir ve ona hain,korkak demişlerdir. Halende deniliyor, bazı kendini bilmezlerce. Vahdettin han'ın yokluk ve sıkıntılı sürgününden sonra Sultanımız en şanssız padişahı Vahdettin han 16 Mayıs !926'da vefat etmiştir. Cenazesine haciz dahi getirilmiştir. Cenazesi ülkemizde değil Suriye'e defnedilmiştir. İsmet İnönün'ün cenazesi bile ülkemizde iken  son İslam halifesinin cenazesi ülkemizde değildir. Vahdettin han'a hain diyenlere ilk bi İsmet  İnönü'ye baksın  sarıkamışta kaç bin askerimizi soğukta dondurarak tek kurşun bile atamadan şehit olan dedelerimizi oraya gönderen İsmet'in cenazesi Ülkemizde fakat son İslam halifesi'nin Cenazesi  ülkemize alınmamıştır.


NOT: Son halifenin Ölmesinden Sonra Mazlum Ümmet Düşmanların Eline Teslim Edilmiştir...

S Vatan

ooo

İSMET İNÖN'ÜN TÜRKİYE'YE SIĞINAN AZERİ KARDEŞLERİMİZİ RUSLARA TESLİM ETMESİ VE KARDEŞLERİ GÖZÜ ÖNÜNDE KURŞUNA DİZİLMELERİ... N...

İSMET İNÖN'ÜN TÜRKİYE'YE SIĞINAN AZERİ KARDEŞLERİMİZİ RUSLARA TESLİM ETMESİ VE KARDEŞLERİ GÖZÜ ÖNÜNDE KURŞUNA DİZİLMELERİ...

NEREDE YATIYORSUN İSMET PAŞA ????
Yıl 1944... 417 Azeri Müslüman,,, Rus Mezaliminden Kaçarak Türkiye'ye Sığınır... Meclis, Bu Mültecilerin İade Edilmemesi Hususunda Karar Alır... Reis-i Cumhur İsmet Paşa,,, Dönemin Hariciye Vekaleti Nazırı Nurullah Esat Sümer, İSmet Paşa İle Kafa Kafaya Vererek,,, Müslüman Irkdaşlarımızı Meclis Kararına Rağmen İade Etme Fikrinde Birleşirler...
Haberi Alan Azeriler,,, Yeri Göğü İnleten Feryatlar İle,, ''Bizi Siz Öldürün, Lakin Moskof'a Teslim Etmeyin... Allah Aşkına Bu Zulmü Bize Reva Görmeyin...'' diyerek Diretirler...
İsmet Paşa Çankaya'daki Aleme Geri Dönerken, Mülteciler Yaka Paça Tren Vagonlarına Doldurulur... Lakin Gitmeyi İStemediklerinden Bir Kısmı Yolda Vagonlardan Atlayarak İntihara Teşebbüs Eder... Durumun Vehametini Çankaya'ya Telgraf İle Bildiren Görevli Subaylar,,, İsmet Paşa'dan Azerilerin Biran Önce Moskoflara Teslim Edilmesi,, Duygusal Davranılmaması Emrini Alırlar...
Ve Nihayet 417 Müslüman Azeri Kardeşimiz,,,, Serdar Abad Barajındaki, Boraltan Köprüsü Üstünde Moskoflara Teslim Edilirler.... Barajın Öte Yakasında Sıraya Konulan Azeriler,,,, Biraz Sonra Türk Subayların gözü Önünde Moskof Askerleri Tarafından Kurşuna Dizilerek Öldürülür....
Bu Suretle Halk Partisi,, Mazisine Altın Harflerle Bİr Büyük Başarısını Daha Nakşeder....


Osmanlı İmparator Değildir Sayın okur Osmanlı hiç bir zaman İmparator olmamıştır. Olamazda!  O sonradan uydurulan bir isimdir. Osmanl...

Osmanlı İmparator Değildir


Sayın okur Osmanlı hiç bir zaman İmparator olmamıştır. Olamazda! 
O sonradan uydurulan bir isimdir. Osmanlı Devletinin asıl adi Devlet-i Ali Osmandır. Osmanlının 3 kıta ya hükmetmesi ve farklı ülkelerde egemenliği altında tutması İmparatorluk tanımlamasına yol açmıştır.
İmparatorun kökü Emperyalizmdir. Emperyalizm sömürgeci anlamına gelmektedir. Oysa Osmanlı tarihin hiç bir döneminde sömürgeci olmamıştır. Bu kötü yakıştırmayı da hak etmemiştir. Eğer Osmanlı İmparator olsaydı, yani emperyalist olsaydı bir çok ülke de şuan Osmanlıca ve Türkçe konuşuyor olurdular.Osmanlı Devleti her bölgeye oysaki eşit mesafede durmuştur.


Gelin size Osmanlının nasıl Fedakar  olduğunu İrlanda'nın kıtlığında neler yaptığını anlatayım. Eğer ki Osmanlı İmparator olsaydı böyle bir şey yapmaz tam tersi Sömürgecilik yapardı.Her neyse gelin aşağıda  İrlanda'nın  Kıtlık zamanını ve Osmanlının neler yaptığına bakalım.
Sene 1845'de İrlanda da  büyük bir kıtlık başlamıştı. Geçim kaynağı olan patatesler kurumuyor, hayvanlar Ölüyordu. İrlandalılar bu döneme Gorta mor derlerdi,yani büyük açlık.1847'de halkın yarısı bu kıtlıkta ölmüştü. Avrupa her zamanki gibi buna da sessiz kalmıştı. Halbuki İrlanda da bir Avrupa ülkesi idi. 1847'de Osmanlı Sultanı  Abdülmecid bu durumu öğrendiğinde çok üzülmüştü.Çünkü peygamberimizin bir hadisi vardı. '' Komşusu açken tok yatan bizden değildir.''Sultan Abdülmecid 10 milyon Euro'nun derhal tez vakitte İrlanda ya gönderilmesini emretmişti. Ama İrlanda'nın başkenti Dublin  İngiliz kuşatması altında idi. Osmanlı o zaman iç isyanlarla uğraştığı halde bu zor dönemde Avrupa'nın yardımının tam 5 katı yardım eder.Sonunda para ve erzak yardım gemileri yola çıkmıştı rotaları İrlanda Dublin idi. Osmanlı gemileri İrlanda da demir atmak için Dublin limanına demir atmak için yanaşmak istedi fakat İngiliz donanmaları izin vermemişti. Osmanlı pes etmedi  o yardımlar bir  şekilde  İrlanda  halkına  ulaşması gerekiyordu. Kuzeyde bulunan Drogherda limanına rotalar çevrilmişti.Yardımlar burada dağıtılmıştı. Dikkatini çekmek isterim ki Osmanlı bu dönemde iç isyanlar ile uğraşmaktaydı. Bu dönemde Osmanlı ya Hasta Adam diyorlardı. Ama Hasta Adam başka mazlumlara  ilaç oluyordu. İyiler iyi olduğu halde Zehir oluyordu.İrlandalılar 

Osmanlının gemilerinin demirlediği yerde her yıl şenlik yaparlar. Şenlikte belediye amblemi ve  spor takımları Ay yıldıza bulanır. Her yıl Osmanlı kıyafetleri giyerek şenlik yaparlar...
Ve başka kısa bir Osmanlı Fedakarlığından örnek vereyim.
Her yıl Surre alayları vasıtası ile Mekke ve Medine fakirlerine para dağıtılırdı. Hatta onlarda karşılık olarak bir kese verirlermiş.Kesenin içinde Mescidi Haram süpürültük
ten sonra elde edilen toz parçaları varmış. Osmanlı için daha güzel bir hediye  olabilir mi?

Tarihimizde Unutturulmaya Çalışılan Zaferimiz Kut'ul Amare 1.Dünya Savaşı’nda kazandığımız büyük zaferden birisi “Kut Zaferi”d...


Tarihimizde Unutturulmaya Çalışılan Zaferimiz Kut'ul Amare








1.Dünya Savaşı’nda kazandığımız büyük zaferden birisi “Kut Zaferi”dir. . Bizler bu zaferi İngilizlere karşı kazandığımız için nedense hiç anmıyoruz, kutlamayız, adeta bir şekilde unutulmasını isteriz. İngilizler Çanakkale Savaşında yenildiklerine inanmazlar, başarılı değil diyorlardır.. Sadece ordularının yenilmediklerini geri çekildiklerini iddia ediyorlar.Çanakkale Savaşı'nın gölgesinde kalsa da İngilizlerin gücünü hiç beklemedikleri şekilde sarsmıştı, General Charles Townshend ve yüksek rütbeli İngiliz subayları esir düşmüştü. Irak cephelerinin her iki taraf açısından öneminin daha da önemli olmasına neden olmuştu.
Şimdi bizler bu zaferi nasıl kazandığımıza  bir bakalım….(Ama sonuna kadar  mutlaka okuyun…Ve  biraz Düşünün….! Düşünün…!) Ve bize bu zaferimizi hep unutturulmak istenmiştir. Çünkü İngilizler Kutül ammare’de tarihteki en büyük mağlubiyetlerinden birini tatmışları.     İngilizler'in "Mezopotamya Seferi" adı verdikleri Irak Cephe’si, Hindistan'ın Bombay şehrinden hareket eden, İngiliz ve Hintli birliklerden oluşan kuvvetlerin 15 Ekim 1914'te Bahreyn ve 21 Kasım 1914'te Basra Körfezi'ndeki Fav Yarımadası'ndan başlaya Irak Basra'yı işgal etmesiile  açıldı. Bu bölgede askeri gücünün oldukça zayıf olan Osmanlı kuvvetleri işgale karşı direnemememişlerdi. Basra'yı geri almak üzere, Binbaşılıktan Yarbaylığa terfi ettirilen Süleyman Askerî Bey cephe komutanlığına getirilmişti.
Yerli Araplardan ve gönüllülerinde topladığı kuvvetlerle Şuayyibe'de İngilizlere karşı taarruza geçmiş olan  Süleyman Bey, 3 gün süren bu savaşın sonucunda yenilgiye uğramıştı. Bu savaşta bacağından yaralanan Süleyman Bey, gözlerinin önünde kendi yetiştirmiş olduğu  gencecik vatan evlatlarının şakır şakır öldüğünü görmüştü, üzüntüden Bercisiye koruluğu yakınlarında intihar etmiştir.
Artık önemli bir direnişle karşılaşmayacağına inanıyordu İngilizler, Basra vilayetindeki önemli stratejik mevkileri ele mişti ve  buradaki durumlarını sağlamlaştırmayı , Bağdat'a İlerlemeyi amaçlıyorlardı. Gerçekten de güçlü bir direnişle karşılaşmadan önce Kurna'yi daha sonra da Amare'yi işgal etmişlerdir.

Ardından Kûtü'l-Amare'ye harekete geçmişlerdi. Albay Nurettin Bey tarafından olağanüstü kararlılıkla savunulan Kûtü'l- Amare, savaş malzemesi eksikliği ve asker yetersizliğinden fazla dayanamayarak 25 Eylül 1915'te düştü.
Kütü'1-Amare'nin kaybedilmesi Bağdat'ı büyük bir tehlikeye düşürmüştü.  İngilizler Bağdat'a oldukça yaklaşmışlardı, yolları üzerinde Mağlup Osmanlı kuvvetleri düzgün bir şekilde Selmanipak'a çekilerek burada bulunan hazır mevzilere yerleşiyorlar, savunma önlemleri alıyorlardı

4 AY 23 GÜN SÜRMÜŞ OLAN BİR KUŞATMA
23 Kasım 1915'te Selmanipak'a taarruza geçen İngilizler şiddetli bir direnişle karşılaşmışlardı. İngilizler, Osmanlı kuvvetlerinin karşı taarruzu sonucu 4.500 kişi civarında kayıp vermişlerdi. 25 Kasım'da Kûtü'1-Amare'ye doğru çekilmişlerdi. Burada hızla güçlü bir kuşatma altına alındılar.

KUT-ÜL AMARE ZAFERİ

1914 sonlarına doğru  Irak’a asker çıkarmakta bulunan  İngiliz ve Hint askerleri, General John Nixon ve General Charles Townshend komutasında 1915'in sonbaharında Bağdat’a doğru yürüyüşe geçmişlerdi. Nureddin Paşa27 Eylül 1915’te İngilizleri Kut önünde karşılamışlardı. İlk önce Bağdat’ın 30 km güneyine kadar çekilmiş olan Türk ordusu, İngilizleri püskürtmüştü  ve General Townshend etrafı Dicle nehri ile çevrili Kut yarımadasında kuşatıldı. Nureddin Bey’in yerine Irak komutanlığına getirilen 52. Tümen Komutanı Halil Paşa kumandasındaki kuşatmayı yarmak için Basra’daki İngiliz genel karargahının yaptığı üç taarruz da büyük kayıplar ve fiyaskoyla sonuçlandı.
Kut-ül Amare'de İngiliz ordusunun komutanı General Townshend de diğer dörtgeneral ile birlikte esir düşmüşlerdi.
İngiltere, General Aylmer komutasındaki birliklerin başarısız olan birinci taarruzun ardından Irak cephe komutanı J. Nixon’ı azledip Percival Lake’i bu göreve getirdi; ancak yeni komutan da kuşatmadaki birliklerini kurtaramadı. Çaresiz ve ümitsiz kalan İngilizler, savaşa birlikte girdikleri Rusya’dan yardım istemişti. O dönemde İran’ın Kirmenşah bölgesini işgal etmiş olan Rus ordusunun komutanı Baratov’un Kut üzerine yaptığı saldırı da sonuçsuz kalmıştı.
Kurtuluş ümidi olmayan, erzak ve cephane sıkıntısı çeken General Townshend, Halil Paşa’ya 26 Nisan’da mektup yazarak Kut’u teslim etmeye hazır olduklarını bildirmişti. Halil Paşa ise birlik, silah ve cephaneleri teslim etmeleri şartıyla istedikleri yere gidebileceklerinin cevabını vermişti. Townshend ise tüm silah ve cephanesini yok ettirerek 29 Nisan 1916’da teslim oldu.

40 BİN KAYIP VERDİLER
Yaklaşık 5 ay süren kuşatmasından sonra , 13 general, 481 subay ve 7 bini Hintli 13 bin 300 İngiliz askeri Türk birliklerine teslim olmuştu. Tarihe Kut ül Amare zaferi olarak geçen savaşlar sırasında İngilizler 40 bin kayıp ve esir verirken Türk birlikleri ise 25 bin askeri şehit olmuştu.

Kut ül Amare savaşı sırasında Türk birlikleri sınırlı sayıda uçakla önemli görevler yaptı. Keşif görevleri yapmakta olan  Türk uçakları bir taraftan da düşman hedeflerini bombardıman etti. 26 Nisan 1916’da Kut ül Amare’deki İngiliz kuvvetlerine erzak yardımı yapmaya çalışan bir İngiliz uçağı da Türk avcı uçağı tarafından düşürülmüştü.

Ancak kazanılan bu tarihi zafere rağmen savaşın genelinde mağlup olan Türk ordusu, takviye edilen İngilizlerin bölgeyi Şubat 1917’de işgal etmesine engel olamadı. Irak’ın güneyine 1914 sonlarında çıkarma yapan İngilizler, ancak Mart 1917’de Bağdat’a ulaşarak kenti işgal etti.

Halil Paşa zafer sonrası ordusuna yayınladığı bildirisinde şöyle demiştir:
29 Nisan 1916 tarihli günlüğündeki ordu emri…

ORDUMA ..!
Arslanlar!..
1- Bugün Türkler’e şerefü şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın müşemmes semasında sühedamızın ruhları şadü handan pervaz ederken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum.

2- Bize ikiyüz seneden beri tarihimizde okunmayan bir vakayı kaydettiren Cenab-ı Allah’a hamd-ü şükür eylerim. Allah’ın azametine bakınız ki, bin beş yüz senelik İngiliz Devleti’nin tarihine bu vakayı ilk defa yazdıran Türk süngüsü oldu. İki senedir devam eden Cihan harbi böyle parlak bir vaka daha göstermemiştir.

3- Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut’u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 subay ve on bin neferini şehit vermiştir. Fakat buna mukabil bugün Kut’da 13 general, 481 subay ve 13.300 er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30.000 zayiat vererek geri dönmüşlerdir.

4- Şu iki farka bakınca cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük bir fark görülür. Tarih bu vakayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır.

5- İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci vakayı Çanakkale’de, ikinci vakayı burada görüyoruz.

6- Yalnız süngü ve göğsümüzle kazandığımız bu zafer yeni tekemmül eden vaziyeti harbiyemiz karşısında muvaffakiyeti atiyemizin parlak bir başlangıcıdır.

7- Bugüne KUT BAYRAMI namını veriyorum. Ordumun her ferdi, her sene bu günü tesit ederken şehitlerimize yasinler, tebarekeler, fatihalar okusunlar. Sühedamız, hayatı ulyatta, semevatta kızıl kanlarla pervaz ederken, gazilerimiz de atideki zaferlerimizle nigehban olsunlar.

Mirliva Halil
Altıncı Ordu Komutanı
24 / 04 / 1916

Avustralyalı araştırmacı Dr.Gaston Bodart bu zaferi, “İngiliz prestijinin 1. Dünya Savaşı’nda yediği en büyük darbe" olarak yorumlamıştır.
İngiltere, General Aylmer komutasındaki birliklerin başarısız olan birinci taarruzun ardından Irak cephe komutanı J. Nixon’ı azledip Percival Lake’i bu göreve getirdi; ancak yeni komutan da kuşatmadaki birliklerini kurtaramadı. Çaresiz kalan İngilizler, savaşa birlikte girdikleri Rusya’dan yardım istedi. O dönemde İran’ın Kirmenşah bölgesini işgal etmiş olan Rus kuvvetlerinin komutanı Baratov’un Kut üzerine yaptığı saldırı da sonuçsuz kaldı.

Kut ül Amare savaşı sırasında Türk birlikleri sınırlı sayıda uçakla önemli görevler yaptı. Keşif görevleri yapan Türk uçakları bir taraftan da düşman hedeflerini bombardıman etti. 26 Nisan 1916’da Kut ül Amare’deki İngiliz kuvvetlerine erzak yardımına çalışan bir İngiliz uçağı da Türk avcı uçağı tarafından düşürüldü.

Kut-ül Amare zaferinde  İngiliz ordusunun komutanı General Townshend de esir alınmıştı
KUT-ÜL AMARE yenilgisi İngiliz askeri tarihinin en büyük askeri felaketi sayılır. ingiliz kayıpları 100.000 kişiye yaklaşmıştır. Irak’taki 5.ordu Komutanı da Wilhelm Leopold Collmar Freiherr von der Goltz adlı bir Almandı.(GOLTZ PAŞA) ölümü üzerine Enver Paşa’nın amcası HALİL PAŞA (KUT) komutan olmuştu.
General Townshend hatıralarında esir düşmesini şöyle anlatıyor: “29 Nisan’da toplarımı, telsiz telgraf kurma malzemesi de dahil olmak üzere bütün savaş malzemesini, mühimmatı vs. tahrip ettim. Kasabaya bir Türk taburu girerek muhafızlık görevini üstlendi. Halil Paşa beni ziyarete geldi. ona kılıcımı ve silahımı takdim ettim. O, “kılıç ve tabancanız, şimdiye kadar olduğu gibi daima size aittir” diyerek kabul etmedi.” S. 570
Enver Paşa, Kut Zaferi’ni kazanan Ordu’ya “Iran Seferi” ni hedef gösterdi. “Turan Seferi” de denilen bu sefer, derslerde anlatılırken pek çok tarih öğretmeni kahkahalarla “hayalperest” diye gülerlerdi. Benim öğretmenlerimde gülerler, Enver Paşa ile bu hayalden ötürü alay ederlerdi. Ama bu muzaffer Ordu, İran’a girdi. Burada bulunan İngilizleri kovarak İran petrol havzalarının büyük kısmını ele geçirdi. (Bugün İran sadece bu petrol havzalarıyla dünyaya meydan okuyor.) Tam o sıralarda, Ermeniler Azerbaycan’ı işgal etmiş, akıl almaz cinayetler cinayetler işliyorlardı. Bu ordu Azerbaycan’a yöneldi Bakü’yü kurtardı. Azerbaycan petrol havzaları bizim oldu. Ayni ordunun bir kolu Batum’a girdi ve Batum petrol havzaları bizim oldu.
Durumu bir gözden geçirin..Kerkük-Musul petrol havzası bizim..İran Petrol havzası bizim, Azerbaycan petrol havzası bizim, Batum petrol havzası bizim… Birden dünyanın en büyük petrol devleti olduk.. Kimse farkında değil…









Vatikan'ın Kara Lekesi Katolikler, tarihleri boyunca bir papayı sır gibi saklamış ve öğrenilmesini istememişlerdir. Bunun sebebi gi...


Vatikan'ın Kara Lekesi



Katolikler, tarihleri boyunca bir papayı sır gibi saklamış ve öğrenilmesini istememişlerdir. Bunun sebebi gizledikleri papanın bir kadın olmasıdır. Bu yüzden Katolikler bunu 'kara bir leke' olarak görmüş ve duyulmaması için çok çabalamışlardır. Ancak bazı kilise mensupları gerçeği gizlemeyip olayı duyulmasını istediği için olayı yazıya aktarıp bugünlere kadar gelmesine vesile olmuşlardır. Peki kimdir bu kadın papa? Tam ismi bilinmeyerek bazı kay
naklarda Joan, bazı kaynaklarda Loanna olarak olarak geçen papanın adı genel kabullere göre Joan 'dır. Joan 800'lü yıllarda Almanya'nın Ingelheim kentinde doğmuştur. Babası din adamı değildi ;ancak koyu bir Katolik' ti. Ve bu yüzden Joan sert kuralları olan bir babanın baskıları altında büyümüştür. Yaşadığı toplumdan dolayı kadın olmanın bir aşağılıklık olduğunu düşündüğü için 12 yaşından itibaren erkek gibi giyinmeye, erkek gibi davranmaya hatta saçlarını kesip erkek gibi görünmeye başlamıştır. Erkek kardeşiyle birlikte babasından dini eğitimler alıyor, dine ve din adamlarına oldukça ilgi duyuyordu. Joan zeki bir kızdı. Babasının Hristiyan misyoner arkadaşı, bu zekasını keşfedip babasından izin alarak Joan'ın din ve felsefe eğitimi görmesi için Atina'ya götürmek ister. Ancak babası kadınların böyle şeylerle ilgilenmemesi gerektiğini düşündüğü için teklifi reddetmiştir. Bunlardan haberdar olan Joan bunu bir fırsat bilerek evden kaçıp kiliseye sığınmıştır. Rahipler tarafından Atina'ya gönderilir, tabi bu arada kimseye kadın olduğunu söylemez. Atina'da eğitimini tamamladıktan sonra Roma'ya Benedictine Manastırı'na Joan Anglicus adıyla, kendini erkek olarak tanıtarak girer. Aldığı iyi eğitimden dolayı kısa sürede gözde birisi haline gelir, rahip ve kardinallerden oluşan geniş bir çevre edinir. O dönemlerde Papa 4.Leon hastaydı ve sağlığı iyice bozulmuştu. Kardinaller papanın ölümüne karşılık yerine geçecek kişi olarak Joan'ı düşünüyorlardı ve hepsi bunda hem fikirdi. 847 'de Papa Leon ölünce Joan 8. Joan olarak atandı. Joan dini törenlere katılır, dualar eder, halkı kutsardı ve bütün bunları kadın kimliği fark edilmediği için rahatlıkla yapıyordu. 855 senesindeki bir törene kadar. Joan hizmetkarlarından birine aşık olmuş ve onunla birlikteliğinden hamile kalmıştı. Hamileliğin dokuz ay boyunca sakladı. Yine bir gün dini törene katılmak için kiliseden çıkıp halkı selamlarken doğum sancıları başladı ve Katolikler'in babası olarak bildiği Papa bir bebek doğurdu hem de tüm halkın gözleri önünde. Böylelikle papanın bir kadın olduğu ortaya çıkar. Papa 8. Joan'ın nasıl öldüğü hala bir muammadır. Bazı kaynaklar bebek doğunca ikisinin de olay yerinde öldürüldüğünü söyler, bazı kaynaklar halk tarafından parçalanarak öldürüldüğünü, bazı kaynaklar ise Roma sokaklarında atlara bağlanıp yerlerde sürüklenerek öldürüldüğünü yazar. Rivayete göre Joan çocuğuyla birlikte aynı mezara gömülüp, mezar taşında çocuk doğuran kadın papanın ihaneti yazılıdır. 8. Joan'dan sonra ismi Joan olan bir papanın 9. Joan olması gerekirken kilise bu skandalı saklamak için ismini papalar listesinden sildiğinden dolayı bu papaya 8. Joan adını vermiştir. Bu bir hikaye değildir kanıtı da İtalya'daki porfili koltuğudur. Bu koltuk kilise tarafından 8. Joan olayından sorma kullanılmaya başlanmıştır. Bunun sebebi yeni bir skandala engel olmaktır. Kilise atayacağı her papa adayını öncelikle bu koltuğa oturtur. Bu koltuğun ortasında bir oyuk vardır, Papa adayı bu koltuğa oturunca, genç bir papaz adayın genital bölgesini elleyerek erkek olup olmadığını ilan eder. Papa adayları bu koltuğa oturmak zorundadır. Kilise bu olayı kadın papa skandalına bağlamaz, bilakis kadın papa olayını yalanlar ;ancak kilise kendisiyle çelişir örneğin geleneksel ayin sırasında olayın geçtiği caddeye kadar yürüyen papa olay yerine varınca geri döner. Bu bir nefret gösterisidir. Yine aynı şekilde kilise olayın Protestanlar tarafından uydurulduğunu iddia eder ;ancak olayı kayıt altına alıp kaleme alan çoğu din adamı Katolik 'tir.




Ümmet'in Yüz Cevirdigi A rakan 5 0 m ilyon nüfusu olan Burma'nın yüzde 15'i Müslümandır . Arakan 13.yüzyılda tamamen ...



Ümmet'in Yüz Cevirdigi Arakan




50 milyon nüfusu olan Burma'nın yüzde 15'i Müslümandır . Arakan 13.yüzyılda tamamen Müslüman olmuştur. 1430'da Arakan İslam Devleti kurulmuştur. Arakan sultanı Süleyman Şah idi. 19.yüzyılda sömürgeci İngilizler işgal etti. Arakanlı müslümanları maden ocaklarında zorla köle olarak calistirilmistir.İste ne zaman Avrupa ülkesi bir yeri işgal etse oraya bir daha barış,huzur gelmiyor. İngilizler Arakan dan çekilirken Burmaya bırakmışlardır. İngilizler Ortadoğu da oynadıkları oyunun aynısını Arakan da oynamıştır. Arakan İslâm Devleti yıkılarak yerine Burma Zulüm Devleti kurulmuştur. Arakanlı Müslümanları benzin dökerek yakarak, yere yatırıp üzerlerine koca koca taşlar fırlatarak dinlerini değiştirmeleri için baskı yapıyorlardır. Ama mübarek Arakanlı kardeşlerimiz o zulümlere karşı dinlerini değiştirmiyorlar. 28 martta ilk olarak Minbya şehrinin Canbilli köyünde başlamıştır bu zulüm. Sonra tüm Arakan'ı sarmıştır. Sosyalist Partiler 20 bin Arakan'lı Müslüman kardeşlerimizi katletmişlerdir. Sayın okur ben bu satırları yazarken kendi fikrimi katmak için izin istiyorum ve fikrimi sunuyorum;

Ne zamanki camlı kutular evimize girdi kardeşlik unutuldu,bizlerin o kutuda iyi olarak gördüklerimiz kötü , kötü olarak gördüklerimiz ise iyidir. Nereden çıkardın bunu dersen bizlerin o kutuda yani televizyondan bahsedıyorum karşısına geçip kahve ile izlediğin televizyondan bahsediyorum. Yıllarca kardeşlerimizi katleden Budist rahipleri iyi olarak gösterdiler.Eğerki sayın okur 

Budist rahiplerini bilmiyorsanız onuda açıklayım kel kafalı,turuncu elbiseli,çok saygılı olan adamlardır. Aman sakın onlara inanma! Onlar o kutunun elektriği kesilene kadar saygılıdır elektrik kesildiği zaman can kardeşini vururlar.Bizlerin çok küçümsediği bu kutu her eve girip kardeşlik bağımızı koparmıştır. Toplumu ahlaksızlaştırmada da 1 numaradır. Ama tuhaf olan şu ki Sayın okurum milyonlarca ümmet bir camlı kutuya galip gelemedi. Bu gun sağda solda Cihat Cihat diye bağıran bazı kişilerin daha sabah namazında 2 kg yorganı kaldırmadıgı gıbı Cihat diyerek roket atar kullanacak, ne kadar saçma değilmi Sayın Okur? Sen ne demek istediğimi iyi anlıyorsun sayın okur kardeşlerine sahip çık! Kardeşlerini budistlere teslim etme ! Doğu Türkistanlı kardeşlerini çekik Çinlilere emanet etme Emanet ettiğin zaman sen arkanı döner dönmez emanete ihanet ederler. Demem şu ki sayın okur sana oraya git, ona sık buna sık demıyorum tüm sesin ile haykır bırakın! Bırakın ! Kardeşlerimizi bırakın! Sonra kendine söz ver kardeşlerimiz için çevrendeki uyuyan ölülerin ne kadarını uyandırırsam o kadar kardır. Artık öyle bir hale geldik ki gözümüzün önünde kardeşlerimizi öldürüyorlar sesimiz çıkmıyor, kardeşlerimizin kanı sınırımıza dayandı Sayın Okur! Bu her ikimizin suçu! Ben suçumu biliyorum Sayın okur sende Suçunu bul ve etrafındakileri uyandır baktın uyanmıyorlar su serp Sayın Okur!



Selametle sayın okurum...

Siyonizm Nedir ? Siyonizm tahrif edilmiş Tevrat'ın ifadelerine göre tanrılarına ''Yehova''tarafından oğullarına miras...

Siyonizm Nedir ?

Siyonizm tahrif edilmiş Tevrat'ın ifadelerine göre tanrılarına ''Yehova''tarafından oğullarına miras bırakılarak yeryüzünü mülk edinmek. Tanrıları Yehova kimdir ? Musevilik ve Hristiyanlık inançlarında teki zıddı,benzeri ve ortağı olmayan yaratıcıdır.Bu ad kitab-ı mukaddeste takriben 7000 defa geçmektedir Yehova Şahitleri neye inanırlar? Yehova Şahitleri İsa'nın yaratılmış bir varlık ve kutsal ruhunda özde tanrının cansız gücü olduğuna inanarak 3'lü birliği reddeder.Mesih'in bizim yerimize kefaret ettiğini reddeder.Bunun yerine İsa'nın ölümünden Adem'in günahının fidyesi olduğunu söyleyerek bir fidye fikrini savunurlar. Siyonizmin kurucuları : 1. Politik (Siyasal) Siyonizm'in kurucusu Thedor Herzl 2. Baş belası Siyonizmin kurucusu Rothschild Ailesi

Gelin bunları biraz tanıyalım :

Siyasal Siyonizmin kurucusu Thedor Herzl:

21 Mayıs 1860'da Budapeşteli orta sınıf bir ailenin ferdidir.Uryana Üniversitesinde hukuk eğitimi almıştır.O zamanlar İsrail Devleti olmadığından bir Yahudi Devletinin kurulmasını tasarladı.Fransa da çıkan Dreyfus olayı artan Yahudi karşıtlığı hem onun yaşamına hem Siyonizmin fikri için seyrine yön vermiştir.Yahudilerin tüm dünya da zulm gördüğünü kitabında (Der judenstaat) adlı kitabında yayınlamıştır.1987 yılında Dünya Siyonist Teşkilatı'nın kurulmasını ve kurulduğu Baselde (İsviçre)kentinde ilk kongresini yapılmasını sağlamıştır. Teşkilatın amacına uygun olarak kutsal Siyon tepesinin bulunduğu Filistin topraklarında Yahudi Devletini kurmak amacı ile ilk önce İngilizler ile işbirliği yapmıştır.Filistin'in o zamanlar Osmanlı Devletinin toprağı olmasından dolayı Osmanlı ile ilişkiye geçmiştir. 17 Mayıs 1901'de Osmanlı padişahı Sultan Abdulhamithan ile görüşmesi başlamıştır.Görüşmede Abdulhamithan'dan Filistin'den toprak satmasını ister,Abdulhamithan ise ''Ben bir karış dahi olsa toprak satmam zira bu vatan bana ait değil milletime aittir.Milletim bu toprakları kanla aldı kanla verir!"diyerek teklifi reddetmiştir.Herlz önceleri Ugandayı ideal vatan olarak düşünmüştü;ancak kararını değiştirip Filistine' karar kılmıştı.

Ve Başbelası Siyonizmin kurucusu Rothschild Ailesi :

Çoğu kişi bu aileyi bilmez.Bir diplomat bu ailenin ismini duyduğu zaman 5 dakika beklemek zorundadır.Bu aile 1590 yılından beri vardır.Bu arada aile derken 3-5 kişilik aileden bahsetmiyorum 1000-1500 kişilik aileden bahsediyorum,dünyada olan her siyasi ve ekonomik olan gelişmeyi İsrail Devletinin çıkarlarına uygun düşecek şekilde düzenlemeler yapmak en kutsal görevidir.Geçmişleri bilindiği gibi 16.yüzyıla dayanıyor.Aile ilk zamanlar İngiliz Kraliyet Saraylarında kralın yaverliğini yapan bir aile olarak ortaya çıkmıştır.Devletin stratejik ve ekonomik danışmanlıklarını bu aile yapardı.Her ticari ve siyasi faaliyetten yüklü komisyon almayı ihmal etmiyorlardı.İngiliz çiftçilerine faizle kredi vermeye başlıyor ve bu sadece İngilizler için değil dünyanın dört bir yanında tarımla uğraşanlara kredi veriyorlardı bu aile daha da karanlık işler ve karlı işlere giriyorlardı.''Savaşa giren devlete yüksek faizle borç vermek gibi''...


NOT:  SİYONİZMİ TARİH KİTAPLARINDA TOZLU BİR SAYFA SANMAYIN ÇİFTÇİ MEMET TÜKETİM KÜLTURU İÇİNDE SON MODEL TRAKTÖRÜ ALTINA ÇEKER 3. TAKSİTİ ÖDEYEMEZ BANKA GELİR AHIRDA Kİ SARI KIZI DEDEDEN KALAN TARLAYA EL KOYAR , İNTERNETTEN BAKABİLİRSİNİZ TR. DE KAÇ DÖNÜM TARLA KAÇ TAŞINMAZ BANKALARIN İPOTEĞİNDE SAHİ KAHRAMAN TURK MİLLETİ TOPRAĞI İÇİN CAN VERİR Dİ DEĞİL Mİ BİR DE FİLİSTİNLİLER TOPRAK SATMIŞTI DEMİŞTİNİZ HERHALDE YANLIŞ HATIRLAMIYORSAM
BANKA LARIN ALMAN AMERİKAN MENŞEİLİ OLMASI SİZLERİ ALDATMASIN , EMPERYALİZM KAPİTALİZM İSMİ İLE ÇAĞRILMASI SİYONİZM İN ŞANINDANDIR
MESELE FİLİSTİN DEĞİL SİZ HALA ANLAMADINIZ MI ?

Çinde ki Bilinmeyen Türk Piramitleri  Hiç şühesiz ki Bu bir saklanan gerçektir. Hiç şüphesiz ki Çin hükümet'i Bizim tarihimiz...

Çinde ki Bilinmeyen Türk Piramitleri 



Çinde ki Bilinmeyen Türk piramitleri



Hiç şühesiz ki Bu bir saklanan gerçektir. Hiç şüphesiz ki Çin hükümet'i Bizim tarihimize saldırmaktadır.  Neden mi böyle diyorum gelin hep beraber devamını okuyarak görelim...

Bu yüzyıllardır saklanan bir gerçektir ki Dünyada en büyük Piramit Mısır'a ait değildir. En büyük Piramitler Türklere aittir. Dünyanın en büyük Piramidi Türklerin yapmış olduğu Piramittir. Bu gerçek kasıtlı olarak bizlerden gizlenmektedir.

Aslında dünyanın en büyük piramidi 300 metre yüksekliğinde olan Xian Piramididir. Diğer adı ile Beyaz Piramit. Fakat gözümüze baka baka bu gerçeği bizden saklamaktadırlar. Kitaplarda , İnternet aleminde yada en bilgin insanlara sorsak bize en büyük piramit olarak direkmen mısırda ki piramiti gösterir. Çünkü Çin hükümeti bizim atalarımızdan kalan eserimizi saklamaktadır. Nasıl mı saklıyor onu yazının devamında söyleyeceğim.

Çin Devleti sınırları içerisinde bulunan Xian Piramidi Türklere aittir. Fakat Çin hükümeti bu bölgeye yasaklı bölge demektedir. Kimse 1 cm yanına bile yaklaşamaz. İşi daha da  abartan Çin hükümeti tarihimizi saklamak için Piramidin olduğu bölgeyi her yıl yüzlerce ağaçlar dikerek Orasını bir orman bölgesi olarak gösterme çabasında. Resimde de gördüğünüz gibi tıpkı bir dağa benzemektedir. İşte sebebi Çin devletinin her yıl üzerine ağaçlar dikmesidir.

Çinde ki Bilinmeyen Türk piramitleri Size bir kanıt olarakta 2. Dünya savaşında Amerikalı bir pilotun Piramit ile ilgili bir anısını da yazmak istiyorum.

2. Dünya Savaşı sırasında Amerika devletine bağlı olan Pilot James Gaussman tarafından gözlendi. Malzeme taşımakta olan pilot bir uçuşunu tamamlayıp dönüşü sırasında motoru arıza vermektedir. Pilot james benzin depolarının donduğu sanıp alçak uçuş yapmaya kalkışmıştır. Fakat çok dikkatli olması gerekmekteydi ki, Pilot tehlikelerden sakınmak için uçağını yan yatırıp gitmekteydi ki gözüne bir şey çarpmıştı.  Tam önünde parlayan, büyük bir piramit vardı. En dikkat çekicisi ise piramitin tepesinde kitepe taşı idi. Pilot James tam 3 defa piramidin etrafını dolanarak İstihbarat raporuna şunları ekledi :

" Çıplak bir arazi içerinde büyük bir Piramit bulunmaktaydı.  Onun çok eski olduğunu fark ederek etrafında 3 defa tur atarak inceledim." Raporun'a şu son sözleri ile noktaladı ; " Bu Devası Piramidi Kim İnşa Etti ? " 

Alman yazar olan Hartwig Hausdorf bizzat giderek Piramidi ziyaret etmiştir.

Peki Bu Piramitleri Kim yaptı ?? 


Biraz daha detayına inersek bu  Piramidi Öntürkler Yapmıştır. Fakat Bu Piramit Çin Hükümeti tarafından sahiplenmektedir. Koskoca bir tarih yatan Atalarımızdan kalan ve Atalarımız tarafından yapılan O devası Piramit şuan Çin Hükümetinin yok etme çabası sonucunda orman gibi görülmektedir. Hatta ve hatta Yasaklı bölge ilan edilerek araştırmacı ve her hangi bir insanın girişi kesinlikle yasaktır. Bu Piramitler Çin devletince 1945 yılına kadar dünya da ki bütün devletlerden saklanmıştır. 1994 yılında ise sadece bazı bölgelerinin resimlerinin çekilmesine izin verilmiştir. Fakat şuan bırakın resmini çekmeyi yanına bile yaklaşamazsınız.


Eğer daha fazla kanıt verecek olursak Çinliler bu piramitlere " Türklerin atalarına ait Kütüphaneleri demektedir.


Aslında son sözümü ve Çinin bu eserimizi neden Sakladıklarını sizlere açık ve net söylüyorum.
Çinliler Piramitlerin birisinin içinde şu Sözü yazdığını söylerler ;

" Türkler Güneşin batmasına yakın bir zamanda orduları ile buralara tekrar gelecektir. Doğu' ya, Asya'ya ve Tüm Dünya'ya hakim olacaktır. "
Çinde ki Bilinmeyen Türk piramitleri

Sanırsam Çin Hükümetin'in Bu Piramitleri Neden sakladığını Bu Son Vermiş olduğum kanıt ile anlatabilmişimdir..

İngilizlerin Kimyasal İlaç Banyosu ile Kör Edilen Türk Mehmetçikleri Diğer Adı Seydibeşir Soykırımı Soykırımı bizlerden başka her mil...

İngilizlerin Kimyasal İlaç Banyosu ile Kör Edilen Türk Mehmetçikleri

Seydibeşir Soykırımı



Diğer Adı Seydibeşir Soykırımı


Soykırımı bizlerden başka her millet duydu fakat bizler duymadık nedense...

Peki Sayın Pkır Sen Hiç Duydunmu Bunu ??? 


1. Dünya Savaşında Filistin Cephesinde  !5 bin Türk Mehmetçiği İngilizlere Esir düşmüştür.  Esir düşen 15 bin kişi 16. Tümen 48. Alay'a bağlı birlikti.  Bu bir vahşetti, Şimdi Kamptan 3-5 kişinin kurtulduğu gibi kurtulan Karamanlı  Asteğmen Ahmet Efendinin Söylediklerini sizlere Aktarıyorum..

Savaş Bitti dediler Fakat, Kamptan hiç bir kimsenin çıkmasına  izin vermedi İngilizler, Evet Elbette çıkanlar vardı Fakat kamptan çıkanşlar vardı onlarda şehitlerimizdi. Kapmtan çıkmamıza izin vermemelerinin en büyük sprumlusu Ermeni Çevirmenlerdi. İngilizlerin akıllarını karıştırıyorlardı. İngilizlere " Eğer Sizler bunları öldürmezseniz Bunlar bir dahaji çıkacak Savaşta Sizi öldürecek Dediler" ve İngiliz askerleri Mehmetçiklerimizi silahların  Süngüleri ile dürte dürte Mikroplardan arıtma kazanlarına görüedüler. Fakar ı sıcak suyun içerisine İngilizler  Krizol İlaç katmışlardı. Ayağını sokan Mehmetçikler Bağırıyordu girmek istemiyordu Çünkü I sutya kattıkları ilaç bir asiyyi mehmetçiklerimizin ayaklarını yakıyordu eritiyordu resmen. Fakat kafalarını spkmayan Mehmetçiklerimize İnhilizler ateş Açıyordu. Kurşunlardan sakınan Mehmetçiklerimiz diz çöküyordu başını sokan Silah arkadaşlarım göremiyordu Çünkü Gözlerini asitler yakmıştı.  Böylece 15 bin Mehmetçiğimizi kör ettiler.
Seydibeşir Soykırımı

Bizlere her defasında  İnsablık dersinde İnsanlık hakkından bahseden Avrupa Nedense en büyük İeytanın bile akjlına gelmeyen işkenceleri hep Avrupa devleti yapmıştır. Bu vahşet 1927 25 Mayıs tarihinde TBMM'de gündeme geldi. Fakar bu Sotkırım unutuldu. Şimdi Hangimiz by soykırımı Biliyor ki ???

Ermeniler İngiliz Subaylarını kendi utgurdukları çeviriler ile  körüklediler, gaz verdiler resmen, Bunları ben kafamda  uydurmuyorum sayın okurum... Bunu söyleyen batılı diplomatlar. Örnek verecek olursak ;
ABD Lübnan Konsolosu olan Hull söylüyor. Kim bu adam bilirmisiniz ? 1911-1917 yıllarında İstanbulda Bir tercümandı. Hull hatta Meslektaşı alman çevirmanı da Şöyle demiştir " Bu çevirmenler her şeyi abartıyor, tanlış çeviriler veriyor"....

Şimdi Bu Soykırım unutuldu.. Kaçımız Dedelerimizin Kör edildiğini biliyorki ?

İngilizler, Ermeniler ve Nice Avrupa devletleri taih boyunca bizlere karşı gelmiştir.

Allah Bu Vatan için Canın Feda eden Bütün Şehitlerimize Rahmet Etlesin.. Peygamberimize Komşu Eylesin
(Amin)